İkinci otuz beşin yarısını devirdik. Arazlar yavaş yavaş baş göstermeye başladı. Ama gel gör ki aynalar hiç de öyle demiyor.
Aynalara baktığımda; ne yılların verdiği yorgunlukla çökmüş omuzlarımı görebiliyorum, ne de nemini kaybetmiş çorak topraklara dönmüş suratımı. Gördüğüm, henüz yirmisine girmiş, taze asker çakısı gibi bir gencin siması.
Her bakışımda karşıma dikilen bu sima, ne kadar da vakur ve asil. Sanki kahramanlık destanlarından çıkıp gelmiş, tam karşıma dikilivermiş gibi. Peki, bu duyguları yaşatan hissin kaynağı nedir?
Pürüzsüz, net görüntüleri yansıtanın ardına bakıyorum; kapkara bir perde var.
"Bu nedir?" diye sorduğumda, "Sensin" cevabını alıyorum. Senin kumaşının arka yüzü bu, senin zehirin, diyorlar.
Kimsecikler görüp farkına varmasın diye usulca kazımaya başlıyorum. Sabırla, azar azar, katman katman. İşim bittiğinde bir daha bakıyorum aynaya. Ne ben varım, ne de beni pohpohlayan zehirim. Peki gördüğüm ne mi?
Müsadenizle, o da bana kalsın.












